reklam
reklam

SON DAKİKA

Haberde Gündem
reklam

Erdoğan Toprak CHP İstanbul Milletvekili Türkiye ve Dünya gündemine ilişkin hazırladığı, Haftalık Değerlendirme Raporu ektedir. (09 Kasım 2020)

Erdoğan Toprak CHP İstanbul Milletvekili Türkiye ve Dünya gündemine ilişkin hazırladığı, Haftalık Değerlendirme Raporu ektedir. (09 Kasım 2020)
Bu haber 10 Kasım 2020 - 0:59 'de eklendi ve 336 views kez görüntülendi.

ERDOĞAN TOPRAK

Erdoğan Toprak, Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirdi - Yeni Soluk

HAFTALIK DEĞERLENDİRME
RAPORU
09 KASIM 2020
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ
09 KASIM 2020
İÇ POLİTİKA
1. İktidar ve Ekonomi Yönetimi bir ay önce ne söylüyordu, şimdi ne
söylüyor!
DIŞ POLİTİKA
2. Türkiye’ye karşı uluslararası alanda ‘dinci ve aşırı milliyetçi eylemlere
destek veren ülke’ algısına zemin hazırlanıyor!
3. Libya’da hızla ilerleyen kalıcı ateşkes ve ulusal uzlaşma sürecinde Türkiye
geri planda kalırken, Almanya ve Fransa’nın etkinliği öne çıkıyor!
4. AB, üye ülkelerin mali yardımlar ve AB fonlarıyla bütçeden
yararlanabilmeleri için hukuk devletine bağlılık ve yargı bağımsızlığı
olmak üzere iki yeni kriteri kabul etti.
5. Rus yetkililerin; cihatçıların idlip’te TSK’ya yönelik provokasyon
hazırlığında olduğunu ve amacın TSK ile Suriye Ordusunu karşı karşıya
getirerek çatışmaya sürüklemeyi hedeflediğini duyurmaları, dikkat çekici!
6. Kosova Bağımsızlık Ordusu’nun (UÇK) kurucusu ve liderleri hakkında
açılan savaş suçları davasında “iddianame” kabul edildi!
EKONOMİ
7. Küresel sermayeye söz veren iktidarın alelacele TBMM’den geçirmek
istediği TORBA YASA, milyonlarca işçinin sosyal güvenlik, emeklilik, kıdem
tazminatı hakkından mahrum etme girişimidir, kabul edilemez!
8. Hazinenin 2021 yılı Finansman Programı, iç ve dış borçlanmada yeni
rekorların kırılacağını gösteriyor!
9. Yİ-ÜFE ile TÜFE farkının açılması, çekirdek enflasyonun yüzde 12’nin
üzerine çıkması önümüzdeki dönemde daha yüksek enflasyon artışlarının
habercisidir!
10. Turizm gelirleri sezonun üçüncü çeyreğinde yüzde 71,2 düşerken, kişi
başına turist harcaması da günlük 61 dolara indi!
11. AB ülkeleri ortalaması ve Euro Bölgesi ekonomisi üçüncü çeyrekte, rekor
düzeyde büyüme gerçekleştirdi.
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 2
1. İktidar ve Ekonomi yönetimi bir ay önce ekonominin uçuşa geçtiğini
söylüyordu. Şimdi ekonomide yeniden kurtuluş mücadelesi verildiğini
belirterek, 2023’e kadar ‘sabır ve metanet’ talep ediyor! İzmir depremi, 3
Kasım’da 19’uncu yılına giren iktidarın tüm yanlışlarını ve yetersizliklerini
ortaya dökünce, bu kez çaresizlik içinde 81 yıl önceki Erzincan depreminden,
asırlar öncesinden savunma bahaneleri arama acizliği sergiliyor!
ABD seçimlerinde Başkan Trump seçim sonuçları ve oy sayımlarına ilişkin Beyaz
Saray’da düzenlediği basın toplantısında yalan ve gerçek dışı ifadeler
kullanmaya başlayınca, ABD medyası Beyaz Saray’dan canlı yayını kesti ve
Trump’ı yayından aldı. ABD merkezli sosyal medya platformları ise Trump ve
destekçilerinin gerçek dışı, şiddet ve tehdit içeren paylaşımlarına engelleme
getirerek, bazı hesapları askıya aldı. Kamuoyu kanaatinin doğrular ve gerçekler
üzerine oluşması açısından ABD medyasının sergilediği bu sorumlu ve mesleki
ahlak tavrı maalesef ülkemizdeki mevcut iktidar baskısı ve medya patronajı
koşullarında hayal bile edilemeyecek bir durumdur. İktidar partisinin ve ittifak
ortağının dile getirdiği en hafif tabirle gerçek dışı beyanlar onlarca kanalda aynı
anda canlı yayınlarla kamuoyuna ulaştırılmakta, her saat başı haber
bültenlerinde yinelenmektedir. Sadece son birkaç haftadaki yalan ve aldatma
dalgasından, CB Erdoğan’ın söylemlerinden bazı örnekleri bile dile
getirdiğimizde iktidarın tükenmişliği daha somut şekilde anlaşılacaktır:
*Bir ay önce döviz kurlarındaki hareketlenme başladığında, bunun dış güçlerin
oyunu olduğunu dile getirerek ‘Ekonomimiz uçuşa geçti hem de yukarı doğru
pik yapıyor’ demişti. Geçen hafta sonu AK Parti İl Kongrelerindeki
konuşmasında ise bu kez yeniden ekonomik kurtuluş mücadelesi verdiklerini
dile getirerek partililerden ve halktan ‘2023’e kadar sabır ve metanet’ istedi.
*Geçen yıl yerel seçim kampanyasında 29 Mart 2019’daki Ankara mitinginde
‘Türkiye ekonomisi benden sorulur, ekonominin sorumlusu benim. Belediye
başkanının bir fonksiyonu yok’ derken, şu anda içinde yaşadığımız ağır
ekonomik kriz tablosunda ne kendisi ne de kabinesindeki bir başkası ekonomiyi
sahiplenmemektedir.
*2017 Ekim’inde katıldığı toplantıda ‘İstanbul’a ihanet ettik, etmeye de devam
ediyoruz. Mezarlıklar dışında yeşil alan bırakmadık’ derken, geçen hafta AK
Parti genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında ‘İktidara geldiğimizde İstanbul
çöldü, biz yeşillendirdik’ diyebilmektedir.
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 3
*İstanbul’da ekmek fiyatlarına zam yapılması üzerine iktidar ittifakının ortağı
‘Askıda ekmek’ kampanyası başlatarak, iki ekmek alan herkesin 3 ekmek parası
ödeyip bir ekmeği de evine ekmek götürecek durumu olmayanlar için askıda
bırakmalarını istedi. Birkaç gün sonra CB Erdoğan, ‘Ülkede evine ekmek
götüremeyen mi var, olur mu öyle şey ya’ karşılığını verdi. İttifak ortakları
ekmek konusunda karşılıklı sükût tavrına girdi!
*Kabine toplantısından sonra ekranlarda halka seslenirken;
“Vatandaşlarımızdan kalabalık ortamlardan kaçınmalarını, ev ziyaretlerini dahi
mecbur olmadıkça yapmamalarını özellikle rica ediyorum” diyen CB Erdoğan,
ertesi gün il başkanları toplantısında; “Her kesimden insanımızın evine, iş
yerine, hayatını geçirdiği yerlere her gün bizzat gitmeliyiz. Onlarla muhabbet
etmeli, gönlünü almalı ve kendi yaptıklarımızı onlara anlatmalıyız” demektedir.
Ortadaki somut gerçek, iktidarın tükenmekte olduğudur. Çaresizliğinin farkına
vardıkça daha fazla yalana ve aldatmaya sarılmakta, gerçekleri çarpıtmakta daha
pervasız bir tavra bürünmektedir. Bu da iktidarın çözüm üretme kapasitesini
kaybettiğini, çözümü halkı aldatmakta bulduğunu göstermektedir!
2. Fransa ve Avusturya’da yaşanan terör saldırıları sonrasında eylemlerle
Türkiye arasında bağlantı kurma çabaları dikkat çekiyor. Fransa, Almanya ve
Rusya’da Türk Milliyetçisi örgütlere yönelik iddialar, yasaklama kararları,
ülkemizin ‘teröre sponsorlukla’ suçlanmasına zemin hazırlama gayretleri
olarak görülebilir. İktidar sözcülerinin bu konuda Türkiye’yi bekleyen olası
tehlikeleri değerlendirerek bir eylem ve söylem planı geliştirmeleri gerekiyor.
Türkiye ile Fransa arasında Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginlikler,
islâmiyete gölge düşüren terör saldırıları ve insanlık dışı eylemler sonrasında
yeni bir boyut kazandı. Fransa’daki Bozkurtlar hareketi ve Ülkü Ocakları
yasaklanan milliyetçi Türk kökenli örgütlenmelerden birisi olurken, BarakaCity
adlı İslami kuruluş da ‘dinci ve radikal düşünceleri yaymak, örgütlemek’
suçlamasıyla kapatılarak yasaklandı. Yöneticilerinin sınır dışı edilmesi
kararlaştırıldı. BarakaCity yöneticileri sosyal medya üzerinden Türkiye’ye siyasi
iltica talebinde bulundular. Göç İdaresi Başkanlığı’nın yanıt vererek
başvurularının değerlendirileceğini bildirmesi uluslararası medyada bu örgüt ve
kişilerin Türkiye ile bağlantılı şekilde yorumlanmasına yol açtı. Avrupa’da dinci
terör saldırıları artarken, Viyana saldırısını gerçekleştiren kişinin Türkiye’den
sınır dışı edildiğinin ortaya çıkması, saldırganların ve olayların zorlama bir
şekilde Türkiye ile bağlantılı olarak yorumlanmasını beraberinde getirdi.
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 4
Türkiye’nin yaklaşık 5 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapması yanında, Suriye’de
cihatçı radikallerin elindeki son bölge olan İdlib’in de Türkiye ve TSK tarafından
kontrol ediliyor olması ülkemizin İdlib’teki cihatçı örgütlerin hamisi olarak
algılanmasına zemin hazırlıyor.
Gerek Suriye’den Libya’ya savaşmak üzere Suriyeli cihatçıların taşındığının
bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ifade edilmesi gerekse Rusya Devlet Başkanı
Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Suriye ve Ortadoğu’dan cihatçı radikallerin
Dağlık Karabağ’a, Kafkasya’ya taşınmasından duyduğu rahatsızlığı ilettiğinin
Kremlin tarafından açıklanması ülkemizin bu konuda sorumlu tutulacağı bir
uluslararası atmosferi hazırlıyor.
Son dönemde Avrupa’dan ve Rusya’dan gelen açıklamalarda Türkiye’nin
cihatçılara destek vermekle, onları Avrupa ve Kafkasya’ya taşımakla itham
edilmesi yanında Türk milliyetçiliğini örgütlemeye çalışmakla da suçlanması
dikkat çekici!
Fransa’nın yanı sıra Almanya’nın da ülke sınırları içinde Bozkurtlar olarak
adlandırılan Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’na
(ADÜTDF) örgütlenmesine karşı Anayasayı Koruma Kurumu ve savcılıklarca
soruşturma başlattığını duyurması ciddi bir gelişme. Rusya Uluslararası İlişkiler
Konseyi’nin Karabağ konusunda yaptığı açıklamada Ermenistan’a karşı
savaşmak için doğrudan Türkiye’den kendilerini Bozkurtlar olarak tanımlayan
grupların bölgeye gelmeye başladığını öne sürmesi Rusya’nın sadece cihatçılar
konusunda değil Türk Milliyetçisi gruplar konusunda da Türkiye’yi hedef
aldığını gösteriyor.
CB Erdoğan’ın AK Parti il kongrelerinde ifade ettiği “İdlib’de, Afrin’de, Zeytin
Dalı’nda, Pençe Harekâtı’nda şehitler verdik. Ama şunu unutmayın, her şehit
bizim için arazilerin vatan olması demektir” sözleri aynı zamanda dinci ve
milliyetçi örgütlenmelere verilen destekle Suriye’de TSK’nın kontrolü altındaki
bölgelerin işgal ve ilhak edileceği yorumlarını yaygınlaştırıyor.
Giderek Türkiye’ye karşı uluslararası alanda ‘dinci ve aşırı milliyetçi eylemlere
destek veren ülke’ algısının pekiştirilmek istendiğini, bu algıya zemin
hazırlanması çabalarına hız verildiğini öngörmekteyim. Türkiye’ye karşı yeni bir
uluslararası kuşatma ve yalnızlaştırma stratejisinin uygulamaya konulduğu
izlenimini güçlendiren girişimlerin yürütüldüğü kanısındayım. Buna karşı
iktidarın bir söylem ve diplomatik yollardan eylem planlaması yapmasının, bu
algıyı yok edecek karşı hamlelerin devreye sokulmasını elzem görmekteyim.
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 5
3. Libya’da hızla ilerleyen kalıcı ateşkes ve ulusal uzlaşma sürecinde
Türkiye geri planda kalırken, Almanya ve Fransa’nın etkinliği öne çıkıyor.
Daha önce ulusal uzlaşı ve gelecek yıl yapılacak seçimlere kadar yeni bir
mutabakat hükümeti kurulmasının önünü açmak için ekim sonunda istifa
edeceğini açıklayan Feyiz el Sarrac, Almanya’nın ısrarı ve görevini sürdürmesi
konusundaki talebi üzerine istifadan vazgeçtiğini açıkladı!
Libya’da kalıcı ateşkesin sağlanması ve tarafların uzlaşı yolunda önemli mesafe
kat etmeleri ülkede barışın tesisi umutlarını artırdı. Trablus ve Tobruk
yönetimleri arasında varılan mutabakat çerçevesinde siyasi çözüm ve gelecek
yıl yapılması öngörülen devlet başkanlığı ve parlamento seçimleri için tarafların
9 Kasım’da tekrar bir araya gelerek müzakerelere devam edecekleri açıklandı.
Libya’da son günlerde yaşanan en önemli gelişmelerden birisi ise Almanya’nın
giderek sürece ağırlığını koyması… İktidarın desteklediği Trablus merkezli
Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanı Feyiz el Sarrac daha önce yaptığı
açıklamada Ekim ayı sonunda görevi bırakacağını açıklamıştı. Ancak Cenevre ve
Kahire müzakerelerinde kaydedilen ilerlemeler ve olumlu gelişmeler
sonrasında Alman hükümetinin Berlin Konferansı sonuç bildirgesi çerçevesinde
Sarrac’ın görevine devam etmesi, müzakerelerin başarısına katkı vermesini
istediğini duyurdu. Bu gelişmeler sonrasında Sarrac’ın istifa etme kararından
vazgeçtiği açıklandı.
Almanya, Libya’da Trablus merkezli UMH ile ülkenin doğu ve güney
bölgelerinin kontrolünü elinde bulunduran Tobruk yönetimi, Libya Ulusal
Meclisi (LUM) ve Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu (LUO) arasındaki
barış görüşmelerinde arabuluculuğu yürütüyor. Hemen tüm ülkeler her iki
mutabakata destek vererek memnuniyetlerini açıklarken, Cumhurbaşkanı
Erdoğan kalıcı ateşkesin uzun süreli olacağını sanmadığını, mutabakatların alt
düzeydeki kişiler tarafından yapıldığını ifade ederek UMH ile Türkiye arasındaki
anlaşmaların geçerli olduğunu ifade etmişti.
Dolayısıyla Türkiye tarafından Libya’ya götürülen Suriyeli cihatçı milislerin bu
mutabakat çerçevesinde Libya’dan ayrılmaları gerekiyor. Ancak UMH ile
imzalanan Askeri İşbirliği ve Savunma Anlaşması çerçevesinde Libya’da
bulunan TSK mensuplarının da ülkeyi terk edip etmeyecekleri belirsizliğini
koruyor. Bunun yanı sıra kısa süre önce Milli Savunma Bakanlığı, Katar
Savunma Bakanlığı ve UMH arasında Libya ordusunun eğitimi için de
anlaşmalar imzalanmıştı.
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 6
İktidar, Sarrac’ın istifası sonrasında UMH kabinesindeki güçlü isimlerden ve
İhvan’ın liderlerinden İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın göreve gelmesini
hedefliyordu. Sarrac’ın Almanya, Fransa, BM ve AB’nin ısrarıyla istifadan
vazgeçmesi, başbakanlık görevine devam edeceğini açıklaması Başağa üzerine
kurulan plan ve senaryoları bozdu. İktidarın Sarrac ile de ilişkileri yeniden eski
durumuna getirme çabalarına yöneleceğini söyleyebilirim.
Barış süreci çerçevesinde müzakerelerdeki tarafların 9 Kasım’da Tunus’ta bir
araya gelmesi planlanıyor. Siyasi Diyalog Forumu Toplantısı öncesinde Libya
BM Misyonu (UNSIFL) tarafından açıklanan diyalog heyeti isim listesi tartışma
yarattı. Tobruk yönetimi ve Libya Aşiretler Konseyi BM’den listenin geri
çekilmesini ve daha dengeli bir diyalog heyeti listesi hazırlanmasını istedi.
Libya’da hızlanan gelişmeler, çözüm yönünde Cenevre ve Kahire’de atılan
adımlar sonrasında şimdi sürecin Tunus tarafından ev sahipliği yapılarak
yürütülmesi, Türkiye’nin adeta sürecin dışında tutulması dikkat çekiyor.
İktidarın Libya’da inisiyatifi Mısır ve Almanya’ya kaptırdığını gösteren4. AB, üye ülkelerin mali yardımlar ve AB fonlarıyla bütçeden
yararlanabilmeleri için hukuk devletine bağlılık ve yargı bağımsızlığı olmak
üzere iki yeni kriteri kabul etti. Özellikle AB’ye yeni katılan ülkeler, medyaya
ve yargıya yönelik baskıcı düzenlemeler ve yolsuzluk iddialarıyla gündeme
gelmeye başlamışlardı. Getirilen bu iki kriterle; hukuk devleti ihlali
durumunda, üye ülkenin AB’den sağladığı mali kaynakları kesilecek!
AB üyesi hükümetlerin temsilcileri, Avrupa Parlmanetosu ve AB Komisyonu
arasında yürütülen kapsamlı müzakereler sonrasında AB Mali Kaynaklarından,
fonlarından ve bütçesinden yararlanabilmek için üye ülkelere iki yeni kriter
koşulu getirildi; Hukuk Devletine bağlılık ve Yargı Bağımsızlığı. Varılan
mutabakatla kabul edilen iki yeni ilke çerçevesinde, hukuk devleti ilkelerini ihlal
eden üye ülkelerin, birliğin mali kaynaklarından yararlanmasını kısıtlayan
“cezalandırma mekanizması” üzerinde uzlaşma sağlandı. Şu ana kadar AB
üyeliği için şart koşulan Kopenhag Siyasi Kriterleri ve Maastrich Ekonomi
Kriterleri dışında ilk kez iki yeni kriter daha uygulama kapsamına alınarak ceza
uygulanması kabul edilmiş oldu. Öneri Almanya tarafından gündeme getirildi.
Buna göre bir üye ülkeye yaptırım uygulanmasını AB Komisyon’u önerecek,
öneri üye ülkelerin nitelikli çoğunluğu, yani AB nüfusunun yüzde 65’ini temsil
eden 15 üye ülkenin kabul oyu vermesiyle yürürlüğe girecek.
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 -7
Özellikle son dönemde hukuk devleti ihlalleri nedeniyle AB’de ağır eleştirilerle
karşı karşıya kalan Polonya ve Macaristan hukuk devleti ihlallerine karşı
herhangi bir yaptırım mekanizması olmadığı için uygulamalarda ısrar
ediyorlardı. Her iki ülke, bu mekanizmanın yürürlüğe sokulması ve hukuk
devletine bağlılık ve yargı bağımsızlığı kriterlerinin kabulü halinde AB bütçesini
ve alınacak olası önemli mali-finansal kararları veto ederek, bloke etme
tehdidini gündeme getiriyorlardı. AB üyesi ülkelerin hükümet temsilcileri ve AP
tarafından ‘tarihi adım’ olarak nitelendirilen hukuk devleti ihlallerinin
belirlenmesinde; AB’nin her yıl yayınlayacağı üye ülkeler hakkında hazırlanacak
‘Hukukun Üstünlüğü Raporu’ndaki tespitler ve uygulamaya dönük uyarı ve
eleştiriler referans olarak alınacak.
Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’ndaki görüşmeler ve oylamalar
sırasında kapsama tam üyeliğe aday ülkelerin de alınabileceği kaydediliyor.
Böyle bir durumda Türkiye’ye yönelik olarak yargı bağımsızlığı, demokratik hak
ve özgürlüklerin kısıtlanması, hukuk devleti ilkelerinden AB kriterlerinden
uzaklaşıldığı eleştirilerinde bulunulduğu göz önünde tutulduğunda; AB mali
fonlarından ve destek programlarından yararlanılması askıya alınabilir,
bu mali desteklerin kesilmesi gündeme gelebilir!
5. İdlib’te cihatçı grupların TSK birliklerine saldırarak bu saldırıları Suriye
Ordusu’nun gerçekleştirdiği yönünde hazırlık yaptıklarını öne süren Rusya,
bir yandan uyarırken diğer yandan Türkiye’ye saldırıların artacağı iddiasıyla
“bölgeden çekilmesi” mesajını veriyor. Eş zamanlı olarak Dağlık Karabağ’da
Türk askerlerinin yaygın faaliyetleriyle ilgili bilgilere ulaştıklarının açıklanması
da Türkiye’ye verilmek istenen mesajlar açısından anlamlıdır!
İki hafta önce Türkiye’yi İdlib’te cihatçı gruplarla mücadele konusunda verdiği
taahhütleri yerine getirmemekle itham eden Rusya’nın Suriye’deki Tarafları
Uzlaştırma Merkezi, bu defa yaptığı basın açıklamasında ise İdlib’deki cihatçı
militanların bölgedeki Türk askerlerine ve TSK gözlem noktalarına ateş açarak
saldırıda bulunacaklarını, saldırının sorumluluğunu da Suriye ordusuna yıkmayı
planladıklarını duyurdu. Rus askeri yetkililerin cihatçıların TSK’ya yönelik
provokasyon hazırlığında olduğunun saptandığını ve amacın TSK ile Suriye
Ordusunu karşı karşıya getirerek çatışmaya sürüklemeyi hedeflediğini
duyurmaları dikkat çekici! Bu açıklamalar bir şekilde bölgedeki Türk askerlerine ve TSK gözlem noktalarına saldırı olacağı uyarısı yanında, TSK’nın bölgeden çekilmesi mesajı olarak da görülebilir.

Diğer yandan Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi Başkanlığının
açıklamalarının hemen akabinde Rusya Dış İstihbarat Başkanlığı’ndan da Dağlık
Karabağ’daki TSK ve Türk istihbaratı faaliyetlerine yönelik açıklamaların
gelmesi anlamlı ve dikkat çekici. Dağlık Karabağ’da eylül sonundan beri
Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan çatışmalarda Türkiye en baştan
itibaren Azerbaycan’ın yanında yer alırken, Suriye ve başka bölgelerden
savaşçıların bölgeye taşındığı yönündeki iddialar ise iktidar tarafından
reddediliyor. Rus yetkililerin ve Ermenistan ordusunun Azerbaycan
operasyonlarında Türk subayların yer aldığı ve harekâtları koordine ettiği
yönündeki iddialar da reddediliyor.
İdlib’te Türk askerlerine cihatçı saldırıların gerçekleşeceği şeklindeki Rus
iddialarının hemen sonrasında, Rusya Dış İstihbarat Servisi direktörünün Dağlık
Karabağ ile ilgili olarak Türkiye’ye ithamlarda bulunması, Kafkasya’da duyulan
rahatsızlıkla ilgili mesajların yine Suriye ve İdlib ya da Suriye’de TSK
kontrolündeki başka bölgeler üzerinden verilebileceğinin işaretlerini içeriyor.
6. 2008’de Sırbistan’dan bağımsızlığını kazanan Kosova’da bağımsızlık
mücadelesini yürüten UÇK’nın kurucusu ve liderleri hakkında açılan savaş
suçları davasında iddianamenin kabul edilmesi ardından Kosova
Cumhurbaşkanı Haşim Taçi ve iktidardaki PDK lideri Kadri Veseli istifa etti.
İstifalar sonrası Lahey’de yargılanmak üzere tutuklanan Kosovalı siyasiler, iç
savaşta 10 bin dolayında kişinin öldürülmesinden sorumlu tutuluyorlar!
2008’de bağımsızlık ilanı sonrasında Kosova’nın ilk cumhurbaşkanı olan Haşim
Taçi aynı zamanda bağımsızlık mücadelesini yürüten Kosovalı Arnavutların
gayri resmi ordusu Kosova Bağımsızlık Ordusu’nun da (UÇK) kurucusu ve
lideriydi. Cumhurbaşkanı Taçi ile birlikte aynı suçlamalardan hakkında Lahey’de
dava açılan Taçi’nin partisi Demokratik Kosova Partisi’nin (PDK) lideri Kadri
Veseli de görevinden istifa ederek yargılanmak üzere Lahey’e gidip savcılığa
teslim oldu.
Kosova’daki savaş suçlarını araştırmak üzere kurulan Kosova Özel Mahkemesi
savcılığı tarafından hazırlanan ve Haziran ayında açıklanan iddianame
geçtiğimiz hafta mahkeme tarafından kabul edildi.
İddianamede Haşim Taçi ve diğer Kosovalı siyasilerle, yöneticiler için “Mart
1998-Eylül 1999 arasındaki dönemde yasadışı veya keyfi tutuklama, zalimane
muamele, işkence ve cinayet gibi savaş suçları ve insanlık dışı eylemlerde
bulunmak” suçlamaları getiriliyor.
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 9
Lahey Kosova Özel Savaş Suçları Mahkemesi’nde kabul edilen iddianamede,
Kosova’da işlenen suçlardan Cumhurbaşkanı Haşim Taçi, PDK lideri Kadri
Veseli, Recep Selimi ve eski Kosova meclis başkanı Yakup Krasniki’nin bireysel
olarak sorumlu oldukları belirtildi. Haşim Taçi ve eski UÇK yöneticileri
hakkındaki yargılama, önümüzdeki günlerde Hollanda-Lahey’de Kosova Özel
Savaş Suçları mahkemesinde başlayacak ve duruşmalar halka açık olarak
yapılacak. Hemen hemen Kosova siyasetinin önde gelen isimlerinin savaş suçu
iddiasıyla Lahey’de yargılanmak üzere tutuklanması, aynı zamanda
tutuklananlar arasında iktidardaki PDK partisi ve eski meclis başkanları ile önde
gelen üst yönetici kadrolarının da yer alması Kosova’da yeni bir siyasi
istikrarsızlık ve gerginliğe neden olabilir.
Türkiye Almanya ve İsviçre ile birlikte Kosova’da yatırım ve altyapı ihalelerine,
enerji, havaalanı, otoyol, özelleştirme programlarına en büyük kaynak aktaran
üç ülkeden birisi. Dolayısıyla savaş suçları davası ve Kosovalı liderlerin bu
kapsamda yargılanmak üzere tutuklanmaları ülkede meydana gelebilecek olası
siyasi-ekonomik istikrarsızlıklara zemin yaratabilir. Türkiye’nin Kosova’daki
konumunu ve balkanlardaki siyasetini olumsuz yönde etkileyebilir!
7. Milyonlarca işçiyi sosyal güvenlik, emeklilik, kıdem tazminatı hakkından
mahrum etme girişimi, uluslararası yatırımcıları ülkeye çekebilmek için
Türkiye’yi ucuz işgücü pazarına dönüştürerek cazip kılma planının ve verilen
sözlerin parçasıdır. İktidarın kısmi vergi affı, vergisiz servet affı, kurumlar
vergisinde indirim düzenlemelerini de içine doldurduğu Torba Yasa’nın asıl
amacı çalışanların anayasal ve yasal haklarının ortadan kaldırılmasıdır.
İktidarın kısmi vergi affı, vergisiz servet affı, kurumlar vergisinde indirim
düzenlemelerini de içine doldurduğu Torba Yasa’nın asıl amacı çalışanların
anayasal ve yasal haklarının ortadan kaldırılmasıdır. Torba Yasa’da 25 yaş altı
ve 50 yaş üstü çalışanlar için getirilmek istenen ‘esnek ve belirli süreli iş
sözleşmesiyle çalışma’ düzenlemesine, üç işçi konfederasyonu ortak yazılı
açıklamayla tepki gösterdi. Ardından Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu
(DİSK) Başkanı ve yöneticilerinin meclis önünde basın açıklaması yaparak
seslerini duyurmak istemeleri polis müdahalesiyle engellendi. Hatırlanacağı gibi
CB Erdoğan, haziran ayında ‘Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’ (TES) adı altında bir
düzenlemeyi gündeme getirerek, kıdem tazminatı fonu kuracaklarını,
çalışanlara 60 yaşından önce kıdem tazminatı ödenmeyeceğini açıklamıştı.
Ancak üç işçi konfederasyonunun ortak tepkisi ve Türk-İş’in ülke çapında iş
bırakma, genel grev kararı üzerine, iktidar geri adım atmak zorunda kaldı.
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 10
İktidar şimdi getirdiği torba yasayla daha önce geri çekilen TES sistemini
kısmen ‘belirli süreli-esnek çalışma sistemi’ ile hayata geçirmeye çalışıyor.
İşverenlere işçileri bir hafta-10 günlük sürelerle istihdam etme olanağını
sunarak bu şekilde istihdamın artacağını, aynı işte 10’ar gün süreyle üç kişinin
istihdam edilerek genç işsizlere iş ve gelir olanağı yaratılacağını savunuyor.
Oysa belirli süreli hizmet sözleşmeleriyle esnek çalışmanın yaygınlaştırılması,
yasal hale getirilmesiyle işçiler, hem sosyal güvenlik primleri eksik yatırılacağı
için sosyal güvence ve sağlık hizmetlerinden yararlanamayacak hem de sigorta
prim gün sayıları yetersiz kalacağı için yıllar boyunca emeklilik hakkını elde
edemeyecek. Kısa sürelerle çalıştıkları ve bir yılı dolduramadıkları için işten
çıkarılmaları halinde ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamayacaklar!
8. Hazinenin 2021 yılı Finansman Programı iç ve dış borçlanmada yeni
rekorların kırılacağını gösteriyor. Öngörülen 541 milyar liralık yeni iç
borçlanma ve 10,1 milyar dolar karşılığı 77,6 milyar liralık dış borçlanma
hedefiyle birlikte öngörülen toplam yeni borçlanma tutarı 618,6 milyar!
Bunun anlamı 1,3 trilyonluk 2021 bütçesinin yarısının borçla finanse edileceği
ve yüksek faizle iç ve dış piyasalardan para bulunmasına çalışılacağıdır!
Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından resmi web sitesinde yayınlanan ‘2021 Yılı
Hazine Finansman Programı’ Türkiye ekonomisinin ağır bir çöküş içinde
olduğunun ve borçla ayakta durduğunun belgesidir. Finansman programında
yer alan borçlanma hedefleri ve parasal tutarları ekonominin uçuruma
sürüklendiğini, ağır borçlanma ve yüklü faizlerle ülkenin ve toplumun
geleceğinin ipotek edilerek tehlikeye atıldığını göstermektedir.
2021 Hazine Finansman Programı’nda yer alan tutarlara göre, önümüzdeki yıl
547,2 milyar TL’lik borç geri ödemesi yapılması öngörülürken, 541 milyar TL
tutarında da yeni iç borçlanmaya gidilecek.
Geri ödenecek 547,2 milyar liralık borcun 385 milyarını anapara, 162,2
milyarını da faiz ödemeleri oluşturuyor. Geri ödenecek borç tutarının 449
milyar lirası iç borç, 98,2 milyar lirası ise dış borçlar için yapılacak.
Programda 541 milyar liralık yeni iç borçlanmanın öngörülmesi aynı zamanda
‘borç geri ödemelerini gerçekleştirebilmek için yeni borç alınacağını’
gösteriyor. Programdaki verilere göre, Hazine bu yıl parasal karşılığı 36,6 milyar
TL tutarında 62,6 ton altın tahvili ve 51,1 ton da altına dayalı kira sertifikası
olmak üzere 113,7 ton altın karşılığı İslami kira senedi (sukuk) ihraç etmiş.
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 11
Hazinenin 2021 yılına ilişkin finansman programında ayrıca gelecek yıl
uluslararası sermaye piyasalarından tahvil ihraçları yoluyla 10 milyar dolar
finansman sağlanması, dış finansman kuruluşlarından sağlanacak program
kredileriyle birlikte toplam 10,1 milyar dolar tutarında dış kaynak temin
edilmesi planlanıyor. TL karşılığı 77,6 milyar olarak programda yer alan dış
borçlanma için dolar kuru ortalamasının 7,76 TL olarak alındığı anlaşılıyor. Şu
anda bile Dolar/TL kurunun 8,50 olduğu dikkate alındığında 10,1 milyar dolarlık
dış borç tutarının TL karşılığının daha yüksek olacağı ve toplam borçlanma
miktarının daha da artacağı anlaşılıyor. Programda yer aldığı şekliyle bile hesap
edildiğinde 541 milyar liralık yeni iç borçlanma ve 10,1 milyar dolar karşılığı
77,6 milyar liralık dış borçlanmayla birlikte 2021 yılın toplam iç ve dış
borçlanma tutarı 618,6 milyar TL düzeyine ulaşıyor. Bu ise CB Erdoğan’ın
meclise gönderdiği 1,3 trilyonluk 2021 bütçesinin en az yarısının borçlanılarak
finanse edileceği, öngörülen bütçe harcamalarının yarısının yüksek faizle iç ve
dış piyasalardan alınacak borçla karşılanacağı anlamına geliyor. Diğer yandan
Hazine Finansman Programı’nda 2021 yılı için esas alınan 7,76 TL ortalama
dolar kuru üzerinden yapılan hesaplamayla 618,6 milyar TL tutarındaki toplam
borçlanma miktarının dolar karşılığı 80,7 milyar dolar olarak karşımıza çıkıyor.
2021 yılı için öngörülen ancak kanımca oldukça aşılması muhtemel 541 milyar
TL tutarında iç borç bulmak üzere hazinenin her hafta piyasalara girmesi,
borçlanma ihaleleri açması para piyasalarındaki, bankaların elindeki kaynağın
neredeyse hepsinin hazine tarafından emilmesi demek. Bu düzeyde yüksek
tutarlı bir iç borç talebiyle hazinenin ortaya çıkması aynı zamanda oldukça
yüksek bir faiz ödemeyi de kabullenmesi anlamına geliyor. MB’nin son bir
haftadaki repo ihalelerinde bankalara sattığı likidite faizinin yüzde 15 düzeyine
tırmanması, hazinenin borçlanma ihalelerine katılacak bankaların hazineden en
az yüzde 17-20 arasında faiz talep edeceğinin işaretlerini veriyor.
Bu yılın bütçesindeki borçlanma limitlerini yılın ortasında tüketen ve borçlanma
limitini iki katına çıkartmak için meclise torba yasa içinde değişiklik teklifi
getiren iktidarın 541 milyarlık borçlanma hedefinin yetersiz kalacağını, yüksek
faizlerle borçlanmaya gitmek zorunda kalacağını bugünden öngörmekteyim.
Yayınlanan 2021 Yılı Hazine Finansman Programı, iktidarın Türkiye
ekonomisini, hazinesini, içeride ve dışarıdaki faiz lobilerine teslim ettiğini açık
biçimde gösteriyor. İktidarın hesapsızca uyguladığı borçlanma politikası ve
kabul etmeye mecbur kaldığı ağır faizlerle 83 milyonluk Türkiye’nin ve gelecek
nesillerinin de bu borç ve faizleri ödeme zorunda kalacağını sergiliyor!
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 12
9. Enflasyon Ekim’de aylık yüzde 2.13’e yıllık yüzde 11.89’a yükseldi. YİÜFE ile TÜFE farkının açılması, çekirdek enflasyonun yüzde 12’nin üzerine
çıkması önümüzdeki dönemde daha yüksek artışların habercisidir. 2020
Ocak-Ekim arasındaki kur artışının yüzde 40’a yaklaşmasına karşılık,
enflasyon sepetindeki artışın bunun dörtte bir düzeyinde olması, kurdan
gelen etkinin enflasyona henüz tam yansımadığını gösteriyor!
Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ekim ayında yüzde 2,13 artarken yıllık
enflasyon ise yüzde 11,89’a yükseldi. TÜİK verilerine göre Yİ-ÜFE’deki aylık artış
ise ekimde aylık yüzde 3,55, yıllık yüzde 18,20 oldu. TÜFE-Yİ-ÜFE farkının aylık
1,5 puan, yıllık 7 puan düzeyinde olması, üretici enflasyonundaki artışın tüketici
fiyatlarına henüz yansımadığını, üretici maliyet artışlarının zam olarak fiyatlara
eklenmesiyle önümüzdeki, aylarda daha yüksek tüketici enflasyonu ile
karşılaşacağımızı işaret ediyor. Bunun yanı sıra döviz kurlarındaki sert yükselişin
de Yİ-ÜFE üzerindeki etkisini göstermeye başladığı ancak henüz tam olarak
maliyetlere yansıtılmadığı anlaşılıyor.
Gıda enflasyonunun aylık yüzde 3,3 ile genel TÜFE’nin üzerinde artış
göstermesi, tüketici enflasyonu üzerindeki en büyük etkinin gıdadan
kaynaklandığını sergilerken, bu gelişmede artık kış sezonuna girilmesi tarla
ürünlerinin yerini sera ve turfanda ürünlerin alması etkili oldu. Bu etki
önümüzdeki aylarda daha fazla görülecektir.
Bunun yanı sıra 1 Ekim’de yürürlüğe giren yüzde 5,5 oranındaki elektrik zammı
enflasyon artışını tetikleyen bir başka kalem olurken, ithal girdi ve enerji
fiyatlarındaki bu yükseliş ulaştırma grubunda, otomotivde akaryakıtta aylık
artışları yukarı çekti. Enflasyon sepetinde benzin yüzde 1,1 yükselirken
motorinde ise yüzde 2,63 artış yaşandı.
Diğer yandan çekirdek enflasyonun aylık TÜFE artışının üzerine çıkarak yüzde
12,5 düzeyine ulaşması aynı zamanda gelecek dönemde aylık enflasyon
artışlarının daha yüksek oranlı olacağını işaret etmesi yanında, Merkez
Bankası’nı da 19 Kasım’da yapılacak Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında
politika faizini artırmaya zorlayacak bir gelişmedir!
Yİ-ÜFE artışıyla (%18,2) kur sepeti artışı (%39) arasındaki makasın büyüklüğü
(Yaklaşık 21 puan) dikkate alındığında MB yüklü bir faiz artışına giderek
kurlardaki artışı yavaşlatamadığı takdirde aylık enflasyon artışlarının çok daha
hızlanacağını ve yüksek düzeylere çıkacağını öngörmekteyim.
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 13
10. Korona salgınından en çok etkilenen sektörlerin başında gelen turizmde
elde edilen gelirler sezonun üçüncü çeyreğinde yüzde 71,2 düşerken, kişi
başına turist harcaması da günlük 61 dolara indi. Turizm sezonunun en yoğun
olduğu temmuz, ağustos, eylül aylarını kapsayan üçüncü çeyrekle ilgili veriler
geçen yılın aynı dönemine göre turizm gelirlerinin yüzde 71,2 azalarak 4
milyar 44 milyon 356 bin dolar olduğunu ortaya koymaktadır!
Bu dönemde toplam turizm gelirlerinin yüzde 71,6’sı yabancı ziyaretçilerden,
yüzde 28,4’ü ise yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarından elde edildi.
Turizm gelirlerindeki azalmada, salgın nedeniyle kültür, eğlence, yeme-içme
yerlerinin de kısıtlı olanaklarla hizmet vermesi, kapanış saatlerinin erkene
çekilmesi ve buna paralel olarak kişi başına günlük harcama tutarının
olağanüstü düzeyde düşmesi de etkili oldu. Üçüncü çeyrek turizm sezonunda
yabancı turistlerin ortalama gündelik harcaması 70 dolar olurken, yurt dışında
ikamet eden ve turizm amaçlı ülkemize gelen Türk vatandaşlarının gündelik
ortalama harcaması ise 46 dolar düzeyinde kaldı. Böylece turist başında günlük
harcama ortalaması 61 dolar düzeyinde gerçekleşti. Bu tutar bugüne kadar
gündelik turizm harcaması ortalaması açısından en düşük tutar. Gelirlerdeki,
azalma yanında turist sayısında da çok sert gerileme yaşandı.
Temmuz-Eylül döneminde turist sayısı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde
74,1 azalmayla 5 milyon 604 bin kişi oldu. Bunun yüzde 79’unu oluşturan 4
milyon 430 bin kişi yabancı turistlerden, yüzde 21’ini oluşturan 1 milyon 174
bini ise yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarından oluştu. Türkiye’den
yurt dışında turistik ziyaret amaçlı çıkışlarda da yüzde 93,1 düzeyinde gerileme
yaşandı.
Bu dönemde yurt dışında ziyaret amaçlı çıkan vatandaşların sayısı 203 bin 223
kişiye inerken, Türkiye’nin turizm gideri de yüzde 89,8 oranında azalarak 126
milyon 79 bin dolar düzeyinde indi. Buna karşılık yurt dışına ziyaret amaçlı çıkış
yapan vatandaşların kişi başı ortalama harcaması 620 dolar düzeyinde
gerçekleşti.
Korona salgını nedeniyle turizm sezonu başlangıcının Mayıs sonuna çekilmesi,
ardından Haziran ayında normalleşme sürecinin ilan edilerek Avrupa ve
Rusya’ya seyahat çağrıları yapılmasına karşılık açıklanan rakamlar turizmin ağır
hasarlı olduğunu, sektörün acil destek ihtiyacı içinde bulunduğunu
göstermektedir. Turizme yönelik olarak acil bir önlem ve destek paketinin
yürürlüğe konulması elzemdir!
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020
Küresel düzeyde salgın nedeniyle turistik amaçlı seyahatlerde çok büyük
düşüşler yaşanırken, bu süreç havayolu şirketlerini, seyahat acentelerini, tur
operatörlerini ve konaklama tesisleriyle turistik işletmeleri, yeme içme eğlence

ulaştırma vb. sektörle bağlantılı pek çok yan hizmeti de ağır biçimde
olumsuz etkiledi.
Bu vahim tablo, acil bir destek paketi uygulamaya konulmadığı takdirde
ülkemizin en önemli döviz geliri kaynaklarından birisini oluşturan turizm
sektöründe el değiştirmelere sebep olacaktır. Sektörün ve işletmelerin
yabancıların kontrolüne, sahipliğine geçmesi, bu sektörden elde edilen
milyarlarca doların el değiştirmeler sonrasında yurt dışındaki şirketlere, tur
operatörlerine, küresel tatil zincirlerinin eline geçmesi söz konusu olacaktır.
11. AB ülkeleri ortalaması ve Euro Bölgesi ekonomisi üçüncü çeyrekte,
rekor düzeyde büyüme gerçekleştirdi. Euro Bölgesi bir önceki çeyreğe göre
yüzde 12,7 ve AB ekonomisi yüzde 12,1 büyüme ile son 25 yılın en yüksek
büyüme hızını yakaladı. Türkiye ekonomisi açısından olumlu yansımaları
olacak bu gelişme ülkemizin de yakında açıklanacak üçüncü çeyrek
verilerinde olumlu bir büyüme hızı yakalamasına katkı sağlayacaktır.
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) tarafından açıklanan verilere göre, Euro
Bölgesi ekonomisi yılın üçüncü çeyreğinde, yüzde 9,4 olan büyüme beklentisini
aşarak, bir önceki çeyreğe göre yüzde 12,7 büyüdü. AB ekonomisi ise aynı
dönemde yüzde 12,1 büyüdü. Her iki ekonomik büyüme verisinin de son 25
yılın en büyük ekonomik büyüme hızları olduğu kaydedildi. Diğer yandan Euro
Bölgesi ve AB ekonomileri üçüncü çeyrekte yakaladıkları bu yüksek büyüme
hızlarına karşılık geçen yılın aynı çeyreğine göre ise Euro Bölgesi yüzde 3,9 ve
AB ekonomisi yüzde 4,3 daraldı.
Gerek Euro Bölgesi gerekse AB ekonomileri içinde üçüncü çeyrekteki en yüksek
ekonomik büyüme hızı yüzde 18,2 ile Fransa’da gerçekleşirken, en zayıf
büyüme verisi yüzde 3,7 ile Litvanya’dan geldi. Euro Bölgesi’nin işsizlik oranı
yüzde 8,3, AB işsizlik oranı ise yüzde 7,5 düzeyine yükseldi.
Euro Bölgesi ve AB’nin lokomotif ülkesi konumundaki Almanya salgın nedeniyle
ikinci çeyrekteki yüzde 9,8’lik küçülmenin ardından Temmuz-Eylül dönemi
üçüncü çeyrekte yüzde 8,2 oranında pozitif büyüme hızı sağladı. Almanya
ekonomisi için üçüncü çeyrek büyüme beklentisi ağırlıkla yüzde 7,3
düzeyindeydi. Almanya ekonomisinin 2020 yılını yüzde 5,8 daralma, eksi
büyümeyle kapatacağı tahmin ediliyor.
ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 09 KASIM 2020 15
Bu gelişmeler ekonomik ilişkilerinin büyük bölümünü AB ile yürüten Türkiye
ekonomisi açısından da olumlu olarak görülebilir.
İhracatta gözlenen olumlu gelişmelere karşılık artış hızının düşük kalmasında
sınır kapılarında yaşanan tıkanıklığın ve TIR geçiş belgelerinin tükenmesinin
etkisi büyük.
İhraç malı yüklü yüzlerce TIR’ın Macaristan ve Yunanistan üzerinden geçiş
belgeleri kotası tükendiği için sınır kapılarında beklemesi ya da daha farklı
güzergâhlarla Romanya-Ukrayna-Polonya üzerinden gitmek zorunda kalması
hem ihraç süresini uzatıyor hem de taşımacılık maliyetinin iki-üç katına
çıkmasına neden oluyor.
AB ve Euro Bölgesi ekonomilerinin böylesine yüksek büyüme hızları yakaladığı
bir süreçte, artan ithalat talebinin Türkiye’nin ihracatını artırması ve dolayısıyla
ülkemizin üçüncü çeyrek büyüme hızını da olumlu etkilemesi söz konusu
olacaktır.
Kamu bankaları üzerinden uygulamaya konulan düşük faizli kredilerin iki ay
süreyle yarattığı canlanma ve Eurostat’ın açıkladığı AB ve Euro Bölgesi
ekonomilerinin üçüncü çeyrek büyüme hızlarındaki yükselişin sağladığı ivmeyle
muhtemelen Türkiye’nin üçüncü çeyrek büyüme hızı verisi yükseliş
gösterecektir. Ancak kurlardaki yükseliş ve kredi genişlemesinin durdurulması,
enflasyondaki artışın fiyat yükselişleriyle tüketim ve talepteki artış hızını aşağı
çekmesi sonrasında dördüncü çeyrek ve 2020 yılsonu büyüme hızlarının
negatif olacağını öngörmekteyim!
izlenimler artıyor!

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA